Skip to content

AĞRI DİRENİŞİ VE ZİLAN KATLİAMI

Aralık 16, 2009
tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1925 Şeyh Said isyanından sonra, 1 Temmuz 1925′ten başlayarak 7.800 Kürt ailesi sürgüne gönderildi. Yaklaşık iki yıl sonra Bilhamdun’da kurulan birleşik Kürt örgütü Xoybun’un yönettiği Ağrı Ayaklanması’nın sonuçları ve akabinde 7 Eylül 1930′da Ağrı Kürt Cumhuriyeti’nin çöküşü Kürtlere karşı büyük bir saldırı getirdi. Henüz sayısı bile tespit edilmemiş kadar insan yerinden edilerek zorunlu göçe tabi tutuldu ve onbinlercesi öldürüldü. Ağustos 1934′te Kenan Paşa tarafından bombalanan ve 1935′te Elazığ’da ‘ders olsun’ diye asılanlar, Doğu Vilayetleri Sivil Müfettişi Abidin Özmen’in Kürtsüzleştirme Politikası gereği sürgün edilen Kürtler, büyük bir patlamanın habercisiydiler. Simdi bu ayaklanmanin detaylarini ve Agri Kürd cumhurriyetinin direnis ve isyanini Basliklar altinda inceliyelim.

Ağri Direnişi nasil ortaya çikti:

Bro’yé Hek’é Telliyé, Celeli Aşiretinin, Hesesori koluna mensuptu. Ağrı’nın eteklerinde oturan Bro, Birici Dünya savaşında pek çok aşiret reisi gibi,Osmanlı’dan yana Ruslara karşı savaştı. Bu tercihinde müslüman olması en büyük faktördü. Ruslar, kendilerinden yana olması için Bro’ya çeşitli rüşvetler teklif ettiler fakat Bro’yu etkileyemediler.
“…Birinci Dünya Savası sırasında, Bro’ye Heski de bölgedeki Kürtlerin Ermenistan içinde kalmalarını istemedi. Ruslar ve Ermenilere karsı savaştı…
Bolşevikler, Rusya’da iktidara geldikten sonra,, askerlerini savaş öncesi sınırlarına çekti. Ermenistan’da ise, Bolşevikler henüz iktidara gelmemişti. Bundan yararlanmak isteyen Ermeniler, Rusların çekildiği alanlara girmek istedi, Nitekim bazı yerlere girdiler. Bu durum yeni gelişmelere neden oldu.
Bazı aşiretler Ermeniler’e karşı geldi. Bro’ye Heski’de Ermenilere karsı çarpıştı. Hatta Osmanlı askerleri Ağrı’ya geldiğinde, onları, sevinçle karşıladı.”
Bro’ye Heski’nin bu yaklaşımı, menfaati gereğiydi. O güne kadar Osmanlı Devlet sistemi içinde Ermenilere karşı imtiyazlı bir konumları vardı. Şimdi ise, Ermenilerin etkin oldukları bir devlet için, Müslüman Osmanlıya karşı Ermenilerden yana tavır koymadı. Zaten bu olguyu Osmanlılar da gördüğünden “Kürdistan Ermenistan olacak” sloganını Kürt aşiretlerini yanlarına çekmekte ku11andı. Başarılı da oldular.
Bro, savaş sonrası Ağrı’ya yerleşti. Ticaretle uğraşmaya başladı. Çıkarları, özellikle de rus ve Ermenilere karşı savaşması, onu Türk Devleti ile “daha iyi ilişkiler” içerisine sürükledi.Şeyh Said isyanında sessiz kaldı. Yenilgi sonrası, Şeyh Said’in oğlu ve bazı aşiret liderleri İran’a gitmek istediklerinde Bro’da direnişçileri yakalamaya çalıştı, ama başaramadı. Ali Rıza ve adamları, İran’a geçti.
Bro’ye Heske, Türklere yardım etti. Fakat yinede huzursuzdu. Bir süre sonra, her zaman olduğu gibi yine sürgün politikası gündeme geldi. Bro’ya ilişkin de söylentiler çıktı. Ancak Bro, kendinden emindi. Çünkü o, devlete yardımcı olmuştu. “Ben devlete çok büyük yardımlarda bulundum. Bu günde dükkanımla uğraşıyorum ve devletin dostuyum” dedi. Fakat yanıldı.
“(İhsan Nuri bu olayı şöyle anlatıyor) düşünemiyordu ki, Türklerin gözünde, bir Kürt ister hizmetkar ister asi olsun yinede Kürttür.
1926 yılının ilk.ayları, ve kısın sonlarına doğru bir gün şa-fakla beraber, Bro’nun Ağrı’daki çiftlik köyünde bulunan karısı ve çocukları daha yeni uykudan uyanmış ve sürüleri göndermekle uğraşırken, 20 Türk süvarisi köye girdi.Bro Heske’yi soruyorlardı. Bundan sonraki gelişmeleri,
Bro bana şöyle anlatıyordu;
“Ben Beyazıt’taki evimde çayımı içiriyordum ki, Ağrı ‘dan gelen küçük oğlum İlhami telaşla bana” şafakla, bir subay ve 20 Türk süvarisi köye geldiler, seni soruyorlardı. Anam subaya senin köyde olmadığını söyledi. Hizmetkarımız, senin atını alacaklarını düşünerek atına atladığı gibi atı sürdü. Süvarilerin bir kısmı da onun peşine düştü. Ben hemen yola düştüm. Bir süre sonra da bir kaç el tüfek sesi geldi, fakat o tüfek seslerinin ne olduğunu anlayamadım. Çabuk köye dön! Bende kısa yoldan geleceğim. Tüfeğimi ve fişekliğimi çayın kenarına getir!” dedim.
O gittikten sonra, bende evden çıktım. Caminin önünde du-rup, yönümü kıbleye çevirip “Allah’ım sen biliyorsun ki ben devlete hiç bir kötülük yapmadım. Şimdi de Beyazıt’ta olduğum halde, beni de sürmek için köyde arıyorlar. Allah’ım yeter ki, tüfeğimi bana kavuştur. Sonra da ne olursa olsun” diyerek Allah’a yalvardım. Ardından dükkanımın önünden geçerek şehirden çıktım Qotis üzerinden giderek, çayın kenarına vardım. Sürülerim çayın kenarında idi. Çobana meseleyi sorunca o; “köye askerler geldi seni bulamayınca, bir kaç tanesi senin atının peşine düştüler. Çepé Kunbet köyü yakınlarında, Keskoi’lerden bir kaç kaçağa rastlamışlar. Aralarında çıkan çatışmada bir asker yaralanmış” dedi. Çoban tüfeğimi getirerek, süvarilerin yaralıyı benim evime bırakıp, gittiklerini söyledi.
Köye giderek, yaralıyı iki Kürt ile birlikte, Beyazıt’ta gönderdim.”
Bro kaçtı ve isyan başlattı. Şeyh said İsyanıdan kaçan; ferzende, Cewreş vb. kişilerle, Bro gibi sürün edilmekten kaçan, daha sonra da, sürgün edildikleri yerlerden kaçanların katılmasıyla Bro’nun etrafında önemli bir güç oluştu. Aşiretlerin de bu gelişmelerden etkilenebileceğini düşünen T.C. yetkilileri, ciddi olabileceği endişesi ile Bro’yla anlaşma yoluna gitmek istedi.
Ağrı İsyanında güç dengesi devletten yana olmakla beraber. İngilizlerin direnişi destekleyebilecekleri endişesi, T.C.yi Direnişi çeşitli yöntemlerle bir an önce bitirme düşüncesine itti Bu nedenle Bro ile görüşerek direnişi bastırmayı düşündüler.
“Bu nedenle Bro’ye Heské ile Türk Kumandanı, Hellas köyünde görüştü. Bro’ye Heské tatlı-sert konuşmalara kanmadı. İki taraf arasında antlaşma sağlanamayınca, Türk askerleri Ağrı Dağı’nın eteklerinde çadır kurarak fırsat kollamaya başladı. Bir gece ansızın Bro’nun bulunduğu yeri sarıp top, tüfek ve mitralyözlerle saldırdılar. Bro ‘nün yanında çok az kişi vardı. Buna rağmen Türk askerleri başarısız kaldı. Top ve mitralyözler Bro ve adamlarının eline geçti. Aldıkları esirleri ise saldılar.
1926 yılında ki bu olaylar, çevrede yankı buldu. Şemkan Aşireti’nin Reisi Temere Semki ve kardeşi Çerxo, Sakan Aşireti’nin Reisi Şeyh Abdulkadir, İzmir’de sürgünden kaçarak Ağrı ‘ya geldi ve Bro’ya katıldı. Direnişçiler güçlendikçe, çevrelerini Türk otorite-sinden temizlemeye çalıştı. Bro ve etrafındakiler. Ağrı’yı ele geçirmek için, bir gece ansızın baskın düzenledi. Fakat içeriden yardım görmedikleri için başarılı olmadılar. Olaylar sürüyor, ama herhangi bir ciddi gelişme henüz sağlanamamıştı. Kendini koruma-savunma ön plandaydı, kişileri bu gelişme içerisinde tutan, kişi-sel çıkarları ve öte yandan devletin sürgün yasasıydı. Bu arada Bro, küçük karısını kurtarmak için Ağrı’ya gizlice girdi ve başarılı da oldu.”

Carpişmalar büyüyor:

Reşat Hallı, (Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar (1924-1938) adlı kitabında, isyancılarla Türk Ordu birlikleri arasındaki ilk çatışmaların, 16 Mayıs 1926′da meydana geldiğini yazıyor. Kay-nakta verilen bilgiye göre, bir grup kürt. Kalecik köyünden hayvan çaldı. Harekete geçen asker, Ağrı Dağı’ndaki Demirkapı bölgesin-de, Kürt birlikleriyle çatışmaya girdi ve 28. Alay çatışmada yenilgiye uğradı.
T.C. Bir yanlış anlamaya sebebiyet verilmemesi için, Harekatta başlanmadan önce İran’a, harekatın kendilerine karşı yapılmadığının bildirildiğini. İran’ın da, bu bilgiyi direnişçilere sızdırdığını yenilginin bundan kaynaklandığını iddia etti. Ayrıca, bazı milisler Bro adına çalışarak “ihanet” etmişlerdi.Yenilgi nedenleri arasında, harekatın yeterince düzenli organize edilmeyişi ve Alay Komutanları’nın hataları da sıralanıyordu. Nitekim, Alay Komutanı görevinden alındı.Yargılanmak üzere Sarıkamış’a gönderildi.
Bu çatışmalar esnasında, iki top ve çeşitli eşya Bro’nun eline geçti. Bu olaydan sonra;
3. Ordu Müfettişliği yeni bir plan yaptı. Plan 13 Haziran 1926′da Genelkurmaya sunuldu.
Poti, Ağıl, Demirkapı, Serdarbulak, Bulambaşı, Küçük Ağrı ve Dere doğrultusunda, 1150 direnişçi bulunduğu saptandı. 9. Tümen’e bağlı birlikler, 15 Haziran 1926′da, Zengezor’un doğusunda harekete geçerek şıhlı, Celal, çevirme üzerinden Ağrı Dağı’nın etekleri boyunca ilerledi.
Bu birliklerle Bro’nün 20-25 kişilik grubu arasında, 16 Haziran’da çarpışma başladı. Türk askerleri bu çarpışmalar sıra-sında, bazı tepeleri ele geçirdi. Ancak Tugay, 16—17 Haziran gecesi Kürt savaşçıların baskınına uğradı. Çatışmalar uzadı. Bîr kısım savaşçı. İran Kürdistan’ına geçmek zorunda kaldı.
Türk yetkilileri bu tedip girişiminden sonra, direnişçileri dağıttıkları kanısına varıp, askerlerini tekrar Doğubeyazıt’a çekti.
25 Ağustos 1927′de, 3.Ordu Müfettişliği Haziran ayında yapılan tedibi yeterli bulmadığından yeni bir harekat planı yaparak, Genelkurmay’ın onayını istedi.

Bu Plan özetle şöyleydi;
“Ağrı Dağı asilerinin tedîbatı için bir taarruz hareketi hazırlanmaktadır. Şimdiye kadar alınan bilgiler ve yapılan ke-şiflere göre, burada en çok 300 çadır vardır. Bu miktara göre, eli silah tutan asi miktarının 800 kadar olduğu kabul edilmektedir. Hareketin sürat ve güvenlikle yapılabilmesi için 9.Kolordu Kars’taki 29.Alay ile 9. Tümen Komutanı’nın da Ağrı bölgesine alınmasına lüzum göstermekte ve bu husus Ordu Müfettişliğince ‘de uygun görülmektedir.
İranlıların Ağrı asîlerini teşvik ettiğine dair bazı haberler olduğu için asilerin tedip sonrasında, geçen sene meydana gelen 1. Ağrı Ayaklanması’nda olduğu gibi yine İran’a kaçmaları muhakkak olduğundan, bu hususun lehte temini bakımından İran Hükümetiyle gerekli siyasi ilişkilerin sağlanmasına lüzum vardır.”
Genelkurmay planı onayladı. Yeni bir harekat için hazırlıklar yapıldı. Çeşitli illerden birlikler toplandı. Kürt savaşçıların İran’a geçmelerini engellemek için tedbirler alındı. Türk savaş uçakları da harekata katıldı. Keşif uçuşları yapıldı. Demirkapı, Gevgeve ve Biçare civarlarında, halkın İran’a doğru kaçtığı, uçak-lardan aşağı atılan raporlar aracılığıyla bildirildi. Halkın kaçmasını engellemek, önünü kesmek için birlikler kaydırıldı. 15 Eylül’de Gürbulak civarında, kaçan halka ateş açıldı. Çok sayıda kişi öldü. askerlerde zaman zaman baskına uğradı. 16 Eylül’de 29. Alay’a yapılan baskından sonra, hayvanlarının tamamı ile 5 subay esir alındı.
Askeri güçlerin saldırılarıyla çoğu sivil halktan, 120′den fazla insan öldürüldü. 200′den fazlası yaralandı. Ayrıca köylülerin 5 binden fazla hayvanına el kondu.
29. Alay komutanı ile Bölük Komutanı Yüzbaşı Nuri ve beş er, ya kaçarak yada direnişçilerce salıverilerek birliklerine döndü. Direnişçilerin elinde 17 er bulunduğunu söylediler. Reşat Halı’nın, Ordu güçlerinin kaybını az göstermek için yazmadığı rakamlar gerçeği gizleyemiyordu. Çünkü birkaç paragraf sonra, 29. Alayın hemen hemen sıfırdan başlanarak yeniden düzenlendiğini itiraf ediyor. Anlaşılıyor ki 29. Alay büyük kayba uğramıştı.
II. Ağrı tedibi, iki tümenle yapıldı. Buna rağmen başarılı olamadılar. Geri çekildikten sonra, savaşçılar yine çalışmalarına devam etti.
Şubat 1928′te, Van’daki yetkililer ve 9. Kolordu Komutanlı-ğı, Genelkurmaya verdikleri raporlarda savaşçıların bulundukları yerler, yaptıkları eylemler ve onlara katılan aşiretler hakkında bilgi verdi. Kış dolayısıyla, yeni bir tedip yapılamadı. Fakat T.C., Kürt-Ermeni işbirliği kapsamında, direnişçilerin İran’dan alabilecekleri yardımlardan çekiniyordu.
Savaşçılar bu arada, denetledikleri alanlara Kürt bayrağı çekti. Bildiri ve broşürler dağıttı. Alt-üst örgüt hiyerarşisini oluşturmaya gittiler. Bütün bu gelişmeler, devletçe izlendi. Yalnız şiddet yoluyla, Kürt direnişinin durdurulamayacağına inanılır oldu. Başka tedbirlere de başvurulmasının uygun olacağı düşüncesi pekişti.
” Kaçan Kürt reislerinin, eski aşiretlerinin başına
geçerek bunları ayaklandırmaları ve bütün Kürtlerin birlik halinde hareket etmeleri ihtimali oldukça zayıftı. Bu iyimser düşünüşün nedeni ise, aşiretler arasındaki soğukluk, beylerle bunlara bağlı olanlar arasında eski ilişkilerin bir derece gevşemiş olması ve hatta bazen bir aşiretin kolları arasında beylerin engel olmayacakları derecede kavgaların çıkması idi . “
Reşat Hallı’nın bu yorumuna, o yıllarda ki Türk yöneticileri de katılıyordu.”Kürtler birleşemez.”anlayışı, başta aşiret yapısının güçlü varlığından kaynaklanıyordu. Bu durum Türk yetkililerin, moral ve başarı şansını arttırıyordu.
9. kolordu Komutanı, bölgesindeki olaylar nedeniyle iyi bir istihbarat örgütü oluşturmaya çalıştı. Bu haber alma örgütü, söyle belgeleniyordu.
“Kürtlerin durumu ve haydutların hareketlerine dair çabuk bilgi edinecek, propagandanın ve özellikle silah kaçakçılığının önüne geçecek ve alınan haberleri çabucak merkeze ulaştıracak kişiler ve gereçlerden kurulmuş olmalıydı. Oysa bu bölge halkı çoğunlukla Kürt olup haydutlara karsı olsala da, bazen milliyet nedeni, bazen de korktukları için yataklık etmekten kendilerini alamamaları veya hiç olmazsa gelip geçtiklerini veyahut da geç haber vermekte idiler.”
9. Kolordu Komutanlığı, kendilerine, savaşçılara yataklık edenlerin köylerinin tahrip edilmesi veya yakılması yetkisinin de verilmesini istedi. Genelkurmay, istenilen yetkiyi ve uygun önlemleri onayladı.
Böylece, Karaköse Takip Bölgesi Komutanlığı, l Ekim 1928’de oluşturulmaya başlandı. 9. Tümen Komutanı Albay Galip komutanlığa atandı.
Gelişmeler bu şekilde sürerken İhsan Nuri Ağrı’ya gelir.

Zilan Deresi:

“25 Temmuzda:
Erciş bölgesinde öteye beriye gizlenen perakende eşkıya gruplarını takip etmekte olan Derviş Bey Müfrezesi, bunlardan bir kısmını daha yakalamış ve kaçmaya teşebbüs edenleri imha etmişti. Bu temizleme ameliyesi sırasında ayrıca asilere ait 11 mckkâri daha ganimet alınmak suretiyle toplanan 200 kadar hayvan Erciş’teki komisyona teslim edildi.”
“29 Temmuzda:
Zeylan bölgesinde temizleme işi ile görevli olan Derviş Bey Müfrezesi, Zeylan ayaklanmasının birinci derecede amillerinden olan Pabuşkin köyü imamı ile dört asiyi müsademe sonucu ölü olarak ele geçirdi ve ayrıca 9 tüfek, 700 kadar hayvan toplandı.”
“2 Ağustosta:
Derviş Bey Müfrezesi Koç Köprü, Gürgür Baba, Partaç dağı bölgesinde yaptığı araştırmada mağaralarda gizlenmiş olan asilerden Haso ile kimliği tespit edilemeyen arkadaşlarını ölü olarak ele geçirmiş ve bunlardan başka mağaralarda gizlenmiş olan kadınları toplayarak bu köylere yerleştirmişti. Karamelik. Zoraya köylerinin araştırılmasında da biri ölü, biri yaralı ve 15′i diri olmak üzere 17 asiyi yakalamış ve bunlara yataklık eden Karamelik köyünü tahrip etmişti .”

” Zeylan bölgesindeki temizlemenin hâlâ sonu alınamamıştı. Derviş Bey Müfrezesi, 10 Ağustosta Pani yaylası civarında ünlü asilerden Sultan,Yusuf, Hamza, Kasım, Tahir, Körhüseyin’in amcazadesi Kasım ve Muhittin adlarındaki şahıslan yakalamaya muvaffak olmuş, bunları saklayan Şerefli ve Maral köylerini yaktırmış ve bu arada 30 kadar silâh ele geçirebilmişti.”
Oysa gerçekte yapılanlar bunlarla sınırlı değil tam bir vahşetti.

Erciş kuşatmasından sonra yöreye sevk edilen Askeri güçler bölgede büyük bir kıyıma girişirler.
Zilan deresindeki 44 köy yakılır. Hayvanlarına ve diğer mallarına el konur ve bu köylerlerde yaşayanlardan ele geçen tüm insanlar katledilir. Söz konusu köyler şunlardır:
Hasanabdal, Aks, Şahbazar, Doğanci, Tendurek, Çakırbey, Yilanlık, Harhus, Babazeng, Kömür, Şor, Şorik, Mürşit, Mescitli, Karakilis, Kündük, Zorava, Aryutin, Hallacköy, Koşköprü, Kuruçem, Mülk, Yekmal, Kilise, Gosk, A.Partaş, Y.Partaş, Binesi, Bunizi, Pelexlu, Kerx, Sögütlü, Mığare, Kardoğan, Kelle, Hostekar, Süvarköy, Kızılkılise, Ziyaret, Hiraşen, komik, Şeytanava, Birhan, Y.Koşköprü.

Zilan deresi iki koldan oluşur; Zilan deresi ve Hacideri deresi. Zilan deresindeki köyler; Komır, Zorava, Kaşesor, Eqıs, Ba- bazeng, Xarxus, İlani , Hacikaş, Çakırbey, Hesenabdal, Qerekilis köyleri halkı yörede Ceme Gürceme olarak anılan vadide(Adağeybé), grup, grup, topluca birbirlerine bağlanarak makineli tüfeklerle taranıp öldürülürler. Burada öldürülenler ağırlıklı olarak Bekıri ve Hemoyi aşiretindendirler.
Hacıderi deresi Boynızlı köyü yakınında yine aynı şekilde, Hacıderi Aşiretinden, Bonızli, Kondu k, Sicali, Oardoğan, Mığare, Soqıtli, Kerğ, köylüleri çoluk, çocuk,, genç, yaslı ayırımı yapılmadan katledilirler. Bütün köyler ateşe verilir. Zilan deresinde katledilenlerin sayısı o günkü basında 15,000 kişi olarak verilmiş olmasına rağmen bazı kaynaklar bu sayıyı 47,000 kişi olarak vermektedirler. Mele Haydar Varlı zilan katliamında kadledilenlerin 15.170 kişi olduğunu söylemekteydi.
Katliamın boyutunu o günün basınından da öğrenmek mümkün.
Vakit Gazetesi13 Temmuz 1930
“Asiler 5 günde yok edildi. Zeylan deresindekiler tamamen yok edildi. Bunlardan bir kişi dahi kurtulamamıştır. Ağrı’da harekat devam ediyor. Dünden beri harekat sahasında eşkıya kalmamıştır. Büyük kuvvetlerimiz yüksek sarp dağlara iltica edenleri de mahv etmiştir. Zeylan deresi yüzlerce cesetle doludur.”
16 Temmuz Cumhuriyet imha edilenler ara başlığı ile şu haberi vermektedir;
” Ağrı eteklerinde eşkiyaya iltica eden köyler tamamen yakılarak ahalisi Erciş’e sevk ve orada iskan olunmuştur. Zilan harekatında imha edilen eşkıya miktarı 15.000’ den fazladır. Yalnız bir müfreze önünde düşüp ölenler 1.000 kişi olarak tahmin ediliyor. Zilan deresinden sıvışan 5 şaki de teslim olmuştur. Buradaki harp pek müthiş bir tarzda cereyan etmiş, Zilan deresi lepalep cesetle dolmıştu…”
Bu sayının içinde çok az sayıda direnişçi vardır, öldürü-lenlerin çoğu direnişçilere yardım ve yataklık ettikleri gerek-çesiyle katliama maruz kalan köylülerdir.Hatta pek çoğu direniş-çilere katılabilir veya yardım edebilir endişesiyle katledilmişlerdir.
Zilan deresi katliamında direnişçi olan Reşo’ye Meme’nın kızı Keser Şah anlatıyor:
- Annem ünlü Milis Sıdıqe Hesen Keçele’ nın bacısıdır. 1926 yılında babam Reşo sürgüne gönderilmek istenince dağa çıkmış. Zilan kat1iamın da Derviş ve Yaşar bey adlı komutanlar Babama haber yollayıp silahıyla teslim olması durumunda kendisine bir şey yapmayacaklarını dayım Sidiq vasıtasıyla kendisine iletmişler. Babam teslim olmayınca da, annemi iki çocuğuyla birlikte tutuklamışlar. O sıra da annem bana hamileymiş. Annemin tutuklanmasını kendisine yediremeyen babam gelip teslim olur. Teslim olduğu köy Girqusda, nerelerde barındığını, kimlerin kendisine yardım ettiğini söylemesi için Annemin ve köylülerin gözü önünde çırılçıplak soyarak, vücudunda cepler yaparak zorla ellerini sokarlar. Babam kimsenin kendilerine isteyerek yardım edip barındırmadığını kendilerinin silah zoruyla beslenme ihtiyaçlarını temin ettiklerini söyler. Bunun üzerine babamı kurşunlayarak öldürürler, îki kardeşimi de annemin gözü önünde ö1dürürler.
Hevırzong köyünden Ahmet’e Xalıt. katliamla ilgili olarak şunları anlatıyor;
“•••• Hemoyi aşiretinden Hasanabdal köyü halkından Şükrü ağa ve amcasının çocukları Mehmet, Reşit, Ahmet, Hamza adlı şahıslar Zilan katliamından önce Batı Anadolu’ya sürgüne gönderilmek istenmiş, onlarda pek çok kişi gibi sürgün dayatmasına karşı, dağa çıkmışlardı. Ağrı direnişçilerinin bölgeye gelmeleri ile onlarda direnişçilerle birlikte, Cakırbey karakolu baskınına katıldılar. Karakol baskınında karakolda bulunan askerlerin hepsi öldürülür ve silahlarına el konur. Direnişçiler bu baskından sonra Erciş ilcesine yönelirler. Direnişçilerin Zilan vadi-sinden çekilmelerinden sonra bölgeye Diyarbakır’da dahil tüm çevre illerden sayıları onbinlerle ifade edilebilecek çok büyük bir askeri sevkiyat yapılır.
Askerlerin bölgeye gelmesi halk arasında büyük bir korkuya neden olur. Bazıları katliam korkusundan köylerini terk edip dağlara çıkarlar. Bazıları ise, masum olduklarını düşünüp köylerini terk etmezler. Hatta askerlere hoş görünmek amacıyla yemek ikram edenler de olur. Bunlardan birisi de Hemoyi Aşiretinden Qulixan’ın yeğeni Ömer’dir. Ömer, kazanlarla yemek yapıp askerlere ikram eder. Askerler kendilerine ikram edilen yemekleri yedikten sonra Ömer ve beraberindekileri öldürerek mükafatlandırırlar!
Hemoyi aşireti mensuplarının yaşadığı, o dönemde oldukça kalabalık sayıla bilecek Şorık v e Mürşit köyleri halkını, çoluk çocuk, kadın erkek ayırımı yapmadan herkesi öldürüp, tüm insan ve hayvan barınaklarını ateşe verirler.
Doğaci, Yekmale, Şore, Kilise, Sarbazar (şeyhlerin köyü) Zo- rava ve Hasanevdal köylülerini ise, Hasanevdal köyünün altında o dönemde cebeli denilen, daha sonra yöre halkının kayıplar adası anlamına gelen Adageybé olarak adlandırdığı bir tarafında tepe bir tarafından da Hasanabdal çayı geçmekte olan bir cayırda toplayıp topluca ateş altına alırlar. Aynı bölgede bulunan ve celali aşireti mensuplarının yaşadığı aks köyünü ise, devlet yanlısı olan köy imamı Mele Haşem askeri yetkililerle görüşüp köyü, köy sakinlerine yaktırıp katliamdan kurtulmalarını sağlamış-tır.
Bu olayların hala hayatta olan tanıkları vardır. Bunlar, makineli tüfeklerle taranıp öldürülen insan cesetlerinin altında sağ yada yaralı olarak kurtulanlardır. Bunlardan birisi Eco ağanın kızı Reyhan dır. Halen Karakilis te evli,süngü darbesiyle kalçasından aldığı yaradan dolayı sakattır.
Bir diğeri ise, Hasanabdal köyünden Reşité Méhemet’tir. O da kurtulan pek çok kişi gibi cesetlerin altında ölü takliti ya-parak kurtulabilmiştir.
Hacıderi deresinde ise, İsıki aşiretinin yerleşik olduğu Mılk, Kundık, Gomık köyleri ile Heciderilerin yaşadığı köyler Kerğ, Mığare, Sogıtli, Bonızli, Hostekar ve Kardogan ile Bekırilerin köyleri olan Cakırbey, Komir, Xarxus, Hacikaş, Mezre köyleri de aynı şekilde katliama maruz kalırlar.
Yörede pek çok trajik olay yaşanmıştır. Bu olaylardan halk arasında anlatılanlardan birisi de Malazgirtli Zazo adındaki Kürt kökenli bir askerin yaptıkları ya da ona yaptırılanlardır. Katliam sahasında komutanın gavur zazo vur emriyle pohpohla-dıgı Zazo, böbürlenerek hamile kadınların karnını süngüleyip, çocuklarını çıkartmıştır.
Mirza Efendi’nin oğlu Hüseyin, Ziyaret köyünde yasayan yaşlı bir kişiydi. Katliama ilişkin bir anısını bana su şekilde aktardı;
- Zilan Katliamında ben Diyarbakır’da askerdim. Diyarbakır’dan bölgeye sevk edilen askeri, birliklerin içinde bende vardım. Bölgeye intikal ettiğimizde katliam yeni yapılmıştı. Bizler firar edenler yada, katliamdan kurtulup gizlenenlerin bulunması ile görevliydik. Yak1an Cakırbey köyünde bu amaçla arama tarama yapıyor-duk, daha önce katledilen ve yakılan köyün yıkıntıları arasın-da sağ kalan insan arıyorduk. Aramalar neticesinde iki kişi bulundu. Her ikisini de alıp komutanın yanına getirdiler. Bizler de arama faaliyetini tamamlayıp orada toplandık. Yakalananlardan biri 80 lik ihtiyar bir adamdı. Diğeri ise, halinden doğumunun çok yakın olduğu belli olan hamile bir kadındı.
Komutan, yaşlı adama bir, iki tekme atıp;
-Bu adam zaten gebermiş, iki kişi kadının kollarından tutsun dedi.
îki asker daha önce gördüğü dehşetinde etkisiyle tir tir titreyen zavalı kadının kollarından tuttu.
Komutan;
-içinizde bu kadının karnını deşip ini çıkaracak bir gönüllü biri çıksın diye bağırdı. Bir kaç kez seslendi, askerlerden bir ses çıkmadı.
Bunun üzerine, bu isi gerçekleştirecek kişiye 40 gün mükafat izni var dedi. Bir asker gönüllü olarak çıktı. iki kolundan kıskıvrak tutulmuş zavallı kadının karnını süngüyle yardı. Kadıncağız hemen öldü. Çocuk yaşıyordu.
Komutan;
- Bakın bakalım ,erkek mi kız mı diye sordu. Asker erkek diye cevapladı, Komutan;
- -O in erkek olduğunu tahmin etmiştim dedi.
Asker çocuğu da süngüleyip öldürdü.
Nuri’ye Heso’nun eşi Emine, iki çocuğu ve. 7-8 yakınıyla katliamdan kaçıyorlardı. Hasanabdal yakınlarında ki, îna pışika (kedilerin ini) adlı mağaraya sığınmak için Hasan-abdal Çayının kenarından yürüyorlardı. Çocukların ağ1amalarının kendi-lerini ele vereceğinden korkan beraberindekiler Emine’ye;
- Ya çocukları çaya at, ya da biz öldüreceğiz, derler.
Kadıncağız çaresizlik içinde iki yavrusunu da çaya atar. mağaraya gidip, orada gizlenirler.
Bizim evimiz o tarihte Hevırzong köyündeydi. Hasanabdal kö- yündeki akrabalarımızın çoğu kat1 edilmişti. Amcalarım, dedem de dahil. Fakat, bizim köye karışmadılar. Babam, akrabalarımızın imdadına koşmak , en azından ölüleri gömmek için, gece kat1iamın yap1dığı Cebeliye gider. Anlattığına göre; Köpekler insan etine alıştıklarından kendilerine de saldırıyorlarmıs. O sahaya zor bela girebilmiş-ler. Sahaya girdiklerinde köpeklerce yiyilmiş, büyük bîr kısmı tanınmaz halde olan yüzlerce cesetle karşılaşmışlar. Katledilenler ancak gece kimse görmeden gizlice ve topluca toprağa verilmiş. O yörede aradan geçen en yıllık süreye rağmen hala insan kemiklerine raslamak mümkündür. “
Zilan katliamında destanlaşanlardan biri de Reşo”yâ Sılo dur.
-Reşa, karısı Zeyno’ya deli gibi asıktır. Zeyno’ da Reşo’ya Reşa. Zilan kuşatmasında O da direnişçilere katılır. Reşo ile Zeyno Zilan’ da ki takibat ve katliam nedeniyle 7 günden beri Güllü çimen’de bir mağarada saklanmaktadırlar. Bir sabah uyandıklar da kuşatıldıklarını görürler. Askerler soğuktan parmakları donan Reşo’nun kafasını keserler. Gözlerinin önünde kocasının kafası kesilen Zeyno’da Feryat figanla Reşo’ nun cesedine kapanıp ağlar. O’ nun da kafasını keserler. Bekıri Aşiretin’ den olan Reşo ve Zeyno’nun kesik kafalarını köy, köy gezdirip,, teşhir ederler. Bu olayı konu alan bir ağıt yörede hala söylenmektedir. Türkçesi;
“Reşo’ sen diyordun benim üzerime daha yiğit çıkmış değildir, Tut tüfeğinin ortasından ve silkin yiğitçe—”
Zilan katliamından kurtulan pek çok kişi hala hayatta dır. Ercisin Oerekılis’te Hacı Nadir. Akcıra köyünden Hacı Şebab’ın annesi Perişan, Tevladere de Hacı T a hır, Gırqus köyünde Mecit ve daha pek çok kişi katliam esnasında cesetlerin a1tında kalmış sanılmaları nedeniyle katliamdan sağ kurtulmuşlardır.
Katliamdan kurtulan 2 kardeşten bir olan Zıfo nine bizim köyde evliydi. Zılfo Nine ile kardeşi Tosun katliamda cesetlerin altında kalarak büyük bir şans eseri ölü sanılıp, kurtulmuşlardır.
Tosun Adağeybe’den Bulanık İlçesinin Şeyh Yaküp Köyü’ne kadar yüzlerce kilometre yolu akarsu yatağını izleyerek gitmiş, orada akrabalarının olduğu, Muhtarlığını da akrabası Acem’é Meleoğlu’nun yaptığı köye sığınmıştır. Bu köyde daha sonra çobanlık yapan Tosun’u devlet güçleri izleyerek yakalamışlardır. Büyük katliamın tanığı Tosun araya giren Muhtarın verdiği rüşvetle adının Tosun değil, Mehmet Tosun olduğu söylenerek aranan kişi olmadığı gerekçesiyle kurtulabilmiştir.
Katliamdan sonra, kat1iam artığı kişi1er saklandıkları yerlerden toplatılarak Erciş’in İrşad köyünde birbirlerine bağlı bir şekilde kurşuna dizilmek üzere bekletilirken, uzaktan bir atlı elinde ki bir kağıdı sa11ayarak durun, durun diye bağırarak gelmiş. Bunun üzerine askerler atlının gelmesini beklemişler gelen ünlü Milis Sıdık’é Hesen keçelé;
- Durun bunların af kararını getirdim, diyerek elindeki kağıdı komutana uzatmış. Belgeyi okuyan Komutan, af edildiklerini söyleyip, serbest bırakmış. Bu olayın aynısı Dersim katliamından sonra da yapılmıştır. ” ’den emir geldi öldürmeyin diye” Daha sonraları da yörede katliamların M. ’den habersiz yapıldığı M. ‘in olayı duyduktan sonra Yüzbaşı Derviş beyi idam ettirdiği haberi yaydırılmıştır. Şüphesiz bu taktikler katliamdan sonra yöre halkı içinde sorumluluğu birilerine yükleyip, devletin imajını kurtarmayı amaçlayan kısmen de tutan taktiklerdir. İşin aslı Genelkurmay belgelerinde mevcut, Derviş beyin faaliyet-lerinden duyulan memnuniyet taktir edilmektedir.
Zilan katliamı insan oğlunun yaşadığı en barbar katliamlardan biridir. Çoluk-Çocuk,, Genc-Yaslı, Kadın-Erkek ayırımı yapılmadan ele geçen herkes kurşuna dizilmiş. Bütün köyler ateşe verilmiş-tir. Katliam esnasında ve sonrasında tam bir can pazarı kurulmuştur.
Milisler Sıdikâ Hesen Keçele ve Cevher efendi ile diğerleri, rüşvet, vermeyenleri öldürtmüş, verenler kurtulmuştur. Pek Çok insan ancak kendisi için yeterli, rüşveti verebildiğinden kendisini kurtarmış, yakınlarını kurtaramamıştır.
Katledilen köylülerin mallarını Keskoi Aşireti ile Milisler ve komutanlar yağmalamışlardır. Patnos’ta dahi Şeyh Ali Ataseven’in anlattığına göre, Ezet ile Efendi ( Eski Ağrı Millet vekili Kerem Şahin’ in babası) ve bölük komutanı Mahir Bey bu talandan 200 er 300 er küçük ve büyük baş hayvan edindiler.
Katliamdan kurtulanların bir kısmı dağlara çıktılar, bir bir kısmı da Fılıstanda ki, (Adilcevaz) Erciş’te ki köylere gi-dip sığındılar. Fakat katliam mağdurları buralarda da rahat bırakılmadılar.Bir kısmı takip edilip yakalandı, diğerlerinin başına bu defa milisler bela oldu. Seydki’li Şerif’é Fela , éliye évdi (çiloyi), Şeyh Taho, Meme Hemzé ve diğer milisler bu katliamzedelere ait ne varsa talan ettiler.
Zilan deresinde Katledilenlerin köylerinde ki gayri-menkuller uzun yıllar Erciş ilcesine reislik yapan Cevher Efendi ve oğulları Süleyman’la îdris’in eline geçti. Hacıderi deresindekiler de, Sıdiqé Hesenkecelé’nin. Bu iki milis aile, katliamın olduğu 1930’dan, l950’ye kadar bu köyleri ekip biç-ti, Kocköprü’de iki derenin birleştiği yerde, bir karakol inşa edîdilerek söz konusu köylere yerleşim engellendi. Bütün bu köyler, 20 yılı aşkın bir süre bu iki ailenin tasarrufunda kaldı.
Göç ettirildikleri köylerinin hasretiyle yirmi yıl bekleyen zilanlılar her yemeğe oturuşlarında (Hude Zedeke, geli avake) Allah ziyade etsin, Zilan deresini inşa etsin diye dua etiler., 1950 de Zilan deresi yerleşime açıldı. Büyük bir kısmı da 1980’e kadar devlet üretme Çiftliği olarak ku11a nı1an Hasanabdal köyüne, l980′de Afgan göçmenleri yerleştirildi.

Muradiye, Erciş ve Patnos Kuşatmalari:

26 Haziran’da Nadir Bey mahiyetinde ki 80 kadar direnişçiyle Dedeli üzerinden, Patnos’a doğru yürür. Xırındas köyü civarında kendilerine 5. Seyyar Jandarma Alayı’nın 11. Bölüğü ve bir uçakla müdahalede bulunulur. Çıkan çatışmada uçak düşer ve iki subay ölür. Bu iki subayın cesetleri,bilahare Patnos’ta şimdiki Yıldırım Palas Oteli’nin karşısındaki arsaya defnedilerek, buraya bir abide yapılır. Bu abide 1950 yılında Patnos’tan Ağrı’ya nakledildi. şu an Ağrı’da bulunan abide o tarihte Patnos’tan Ağrı’ya nakledilmiştir.
Daha sonra Nadir Bey, güçleriyle birlikte Mozelan Köyü yakınlarında Tutak-Patnos yolunu tutar. Mehmet Bey ise Patnos Malazgirt arasında ki Şewranşeyh köyü yakınlarındadır.
“Böylelikle harekâtın sevk ve idaresini üzerine almış bulunan
Genelkurmay Başkanlığı, durumun oldukça nezaket kespetmesi üzerine 28 Haziran 1930′da verdiği emirde:
Malazgirt ve Patnos bölgelerinin önem kespettiğine, duruma
9.Kolordunun süratle müdahalesi gerektiğine ve harekâta l Temmuzda başlamanın şayanı arzu olduğuna işaret ederek Erzurum, Kars ve Sarıkamış’tan hareket eden kıtaların fennî vasıtalardan faydalanarak nakilleri için vilâyetlere emir verilmesini 1. Genel Müfettişlikten istemiş, ayrıca 9. Kolordu Karargâhının hangi tarihte Karaköse’ye gelerek emir ve komutayı eline alacağını, tenkil harekâtına hangi kıtalarla başlanacağını ve kolordu harekat planına göre harekâta ne zaman başlamanın uygun olacağını… Kolordu Komutanından sormuştu.
Oysa 9. Kolordu, kendisine verilen bölgenin emir ve komutasını
26Haziran 1930 akşamından itibaren ele almış bulunuyordu. Ancak karargâh ileri komuta kademesi 28 Haziran akşamı Karaköse’de bulunabilecekti.
27 Haziran 1930 günü 9. Kolordu bölgesinde durum şöyle idi:
Zeylan bölgesindeki asiler 25 Haziran 1930 akşamı ikiye ayrılarak
bir kısmı ayaklananların ailelerini kaçırmak üzere Seyit Resul komutasında Aksorik istikametine gitmiş, Körhüseyin ve Emin Paşa Oğulları komutasındaki diğer kısım ise, Ağı Gediği – Sarısu bölgesine geçmişlerdi.
Asilerin hududu tecavüzlerine engel olmak için 17. Hudut
Taburundan Beyazıt Ağa’da toplanmış bulunan kısmın Aşigiran ve Gevrişamyan yollarını kapayarak eşkıyayı tenkil etmesi tabur komutanına, Beyazıt Hudut Taburunun da civardaki kısımları ile bu harekete yardım etmesi Beyazıt Takip Bölgesi Komutanlığına emredilmişti.
200 kadar avenesi ile Patnos güneyindeki tepeleri tutmakta olan Körhüseyinoğulları, 26 Haziranda Dedeli’den Patnos’a gelen 5. Seyyar Jandarma Alayının 2. Bölüğüne, teslim olmalarını teklif etmeleri üzerine Malazgirt’te 70 kadar piyadeden başka kuvvet bulunmadığı için bu baskı karşısında bölüğe evvelce vilâyetten verilen talimat gereğince Patnos’un güney sırtlanın işgal ederek Tutak istikametinde çekilmesi emredilmişti. Oysa bu bölük, Dedeli Bucak Müdürü ve mahiyetindeki 27 jandarma Patnos’ta savunmada kalmış ve bu kuvvete 27 Haziran 1930 saat 14.00 sıralarında Tutak’tan subay komutasında bir jandarma müfrezesi ile milislerden Mahmut Bey ve kardeşi îbrahim Ağa kuvvetleri de katılmışlardı. 27 Haziran günü ve gecesi Patnos civarında cereyan eden müsademede eşkıyadan altısı öldürüldü.
Alınan bilgilere göre Körhüseyin Paşa oğulları ile Seyit Resul idaresindeki asilerin gerçek miktarı 110 atlı olup bölgesindeki Zeylanlı-ların katılması ile bu miktar çoğalmıştı.”
Tutak’tan-Patnos’a Sipkili Milisler Mahmut ve ibrahim ağa adlı kardeşlerin rehberliğinde Patnos’a giden bir müfrezeyle çatışma çıkar. Çıkan çatışmada Nadir Bey güçleri müfrezeyi bozguna uğratır. Mahmut ve kardeşi Musa Bey’le birlikte iki yeni mezun doktor asteğmeni esir alırlar. Bu iki esir asteğmenin trajedisini Nadir Bey hayatı boyunca unutmadı. Olayı söyle anlatmaktaydı;
- ikisi de yeni mezun olmuş genç iki teğmendi. Kendilerni yanımdan ayırmıyordum. Çak endişeliydiler. Kanisipi köylülerinin anlattıklarına göre; Fırsat buldukça köylülere nasıl bîri olduğumu, kendilerini öldürüp öldürmeyeceğimi soruyorlarmış. Hatta Müslüman olup olmadığımı, Müslüman olduğum söylenince de, Müslümansa bizi öldürmez diyorlarmıs. Bizler Kayseri’ den firar ettikten sonra 1928′ de çıkan afla ağabeyim Abdullah Bey’in çocukları Hamza, Mehmet, Celal ile Abdullah bey’in Süphandağı’nda öldürülen oğlu Süleyman’ın çocukları Patnos’a geri dönmüşlerdi. Ben de Patnos’tan Süleyman’ın oğlu Maksudu görmek için yanıma çağırmıştım. Henüz 7-8 yasarında zeki ve sevimli bir çocuktu. Teğmenler yanımda iken,
- Amca, bunları öldürme yazıktır diyordu. Onlar olmayınca da,
- Amca onları öldür, onlar da babamı öldürdü diyordu.
Ben subaylara çok iyi. davranıyordum. Onların Haspel kader buralara geldiklerini, çok genç ve bekleyenlerininin olduğunu biliyor ve kesinlikle kendilerine zarar vermeyi düşünmüyordum. onları Patnos kuşatmasından önce Seyit Resul’a gönderdim. Kendi-erine iyi davranılması ve zarar verilmemesini de özellikle bildirdim. Fakat Seyit Resul ne yazık ki ikisini de öldürmüş-tü. Olayı duyduğumda kahroldum. Onları nasıl oldu da başkalarına teslim ettiğime ve bizleri savaşmak zorunda bırakanlara hayaım boyunca lanet okudum diyordu.
Patnos-Tutak yolunda ki bu çatışmadan sonra Nadir bey Patnos’un kuzeyinde Kanice köyüne, Mehmet Bey’de Patnos’un güneyinde ki Kırekom Köyüne gelirler. Patnos’u 30 Haziran 1930′da kuzeyden ve güneyden kuşatmak için.
Mehmet Bey daha önce açıklanan hatayı yapar. Bu olayı ve
kuşatmayı yeğenleri Şeyh Ali Ataseven söyle aktarmaktadır.
“- Mehmet bey yüz atlıyla Kırekom köyüne Ado’yé Mele’nin evine gelir. Ado’dan köy hocasını çağırmasını söyler. Köy hocası Mele Usıb’a, Patnos bölük komutanı Mahir Bey’e verilmek üzere; bir pusula verir. Pusulada; Mahir Bey’den teslim olmasını aksi halde kendisi ile askerlerini öldürecekleri yazılıdır.
O gece sabaha karşı kapımız çalındı. Babam kalkıp kapıyı
açtı gelen Mele Usıb idi. Mele Usıb, babam Şeyh Brahim’e, Mehmet bey’in yazdığı pusulayı verdi. Henüz sabah ezanı okunmamıştı ikisi birlikte sabah namazını kıldılar. Daha sonrada gün ışımasıyla birlikte Bölük Komutanı Mahir Bey’e gittiler. Mahir bey pusulayı okuyunca;
-Sen bu adamı tut, bırakma köyüne gitsin Hüseyin Paşa’nın burada elli nüfusu var. Birimizin burnu kanarsa biz de onların hepsini öldürürüz. Der
-O günlerde de Konya’dan Hüseyin Paşa’nın oğlu Haydar bey ile torunları (Abdullah beyin çocukları) , Hazma, Mehmet, Celal ve aileleri Patnos’a gelmiş Osmanı Usıbın evinde kalmaktaydılar. Mahir Bey onları kastetmekteydi.
Mahir Bey hiç vakit kaybetmeden mezarlıkların içine ve onların geliş istikametine göre birkaç yere mevziler kazdırdı. Bu mevzilere asker yerleştirdi. O sıralar karakol eski caminin yanındaydı. Caminin minaresine bir makineli tüfekle Bahri Çavuş’u yerleştirdi. Söz konusu aileleri de rehine olarak caminin içine koydular. Hazır mevzilerde direnişçilerin gelmelerini beklediler. 30 Haziran 1930 günü artık bizler dahi saldırının olacağını biliyorduk.
Mehmet beyin gönderdiği pusuladan ve alınan önlemlerden habersiz olan Nadir Bey, Kanice Köyü istikametinden dereyi izleyerek yanında Şeyhler Köyünden Sultan Ağa ve beraberlerindeki adamlarıyla Patnos’a doğru geldiler. Sütlüpınara yaklaştıklarında minareden ve mevzilerden yoğun bir ateşe tabi tutuldular. İlk atışla yanındaki ve sağ kolu olan Sultan Ağa öldü. Nadir Bey Sütlüpınarda, şimdiki Ağrı-Van yolunun alt kısmında bir kayanın arkasına geçti ve onlar da ateş etmeye başladırlar. Değişik yerlerdeki mevzilerden ateş açılmaktaydı. Bir müddet sonra mevzileri tespit edip oralara ateş etmeye başladılar. Beklemedikleri bir durumdu.
Güneyden Mehmet Bey ve adamları da Kırekom tarafından Patnos’a girdiler. İlk gelen Akıf’e Delo’ydu. Akif mezarlıktaki mevzilerden açılan ateşle ayağından yaralanıp saf dışı kaldı. Hesene Ali Küpe’de gelen ikinci adamdı. O da kırekom yolunda yaralandı. Patnos yolunda Nezir’in değirmen arkının üzerinde de Mıhemede Seçarik vurularak öldü. Ben de çocukluk aklımla gidip ilimi cebine koydum ve cebindeki sarı bir tütün tabakasını çıkarıp getirdim. Çatışma akşama kadar sürdü. Pek çok yaralı asker Sılo’ye Kolozi’nin evine getirildi. Yaralıların feryat ve figanları ortalığı inletiyordu. Çoğu mevzideyken kurşunların parçaladığı taşlardan yaralanmışlardı.
Nadir bey’de arkasına mevzilendiği kayaya isabet eden bir kurşunun parçaladığı kayadan yüzen gelen kaya parçacıklarıyla yaralanmıştı. Sonraki yıllarda, sağ yanağına dokunulduğunda deri altında pek çok taş parçacıklarının olduğunu his etmek mümkündü. Fakat deride hiçbir iz de yoktu.
Akşam çatışmaların bitmesiyle, Nadir bey, mahiyetiyle birlikte Sultan’ın cesedini alıp gittiler.
Bu olaydan sonra, Osmane Usıbın evine sığınmış olan Haydar Bey ve Abdullah Bey’in çocukları ile aileleri pek çok eziyete maruz kaldılar. Zaten, son derece zor koşullarda yaşamaktaydılar. O dönemde Patnos halkı çok fakirdi. Ekmek bile herkeste bulunmazdı. Nispetten bizim durumumuz iyiydi. Babamın un değirmeni vardı. Bir defasında annem saman taşımada kullanılan bir sepette ekmek koyup, üzerini de görülmemesi için otla kapatıp götürürken, Bahri çavuş durumdan şüphelenip sepeti kontrol eder. Sepete el koyup Mahir Bey’e götürür. Mahir Bey babamı çağırıp;
-Bu yılanlara neden yiyecek veriyorsun?diye çıkışır.
Babam da;
- Bunlar benim akrabalarım, hanımım onlardan çocuklarım onların yeğeni, siz olsanız benim yerimde aç kalmalarına razı olur musunuz? Ekmek vermeye mecburuz der.

Kuşatmadan bir süre sonra, onları çoğu kadın ve çocuk yaklaşık otuz kişiyi üstü acık bir kamyona bindirip tekrar Konya’ya sürgüne gönderdiler. Yazın sıcağında üstü açık bir kamyonda günlerce süren çok eziyetli ve hakaret dolu bir yolculukla önce Diyarbakır’a, oradan da Konya’ya ve 18 yıl sürecek bir sürgün. “
“Düşman kuvvetlerinin merkezi Süphan köyündeydi. Yalnızca Nores’te 40 asker vardı. Bu köye saldırmak köy halkı için çok tehlikeli olacaktı. Çünkü, askerler köydeki, evlere yerleşmiş ve mevzilenmislerdi. Bu nedenle, onlara sabah erkenden Noreş karakollarına saldırmalarını, savaşçıların bir kısmının da, kendilerini Suphan köyü yolu üzerine gizlemelerini ve Süphan daki askerler Noreş Karako1una yardım için köyden çıktıklarında yollarını keserek geri dönmelerinin engellenmesini istedim. Davo’ nün kuvvetleri verilen emri, tümüyle yerine getirdi. Şiddetli bir çarpışmadan sonra her iki karakolun askerleri esir a1ınarak, silahlarına el konuldu ve esirler Ağrı’ya getirildi. Esirlerin sayısı 120 kişiydi. Bunlar elden kaçırılmaması ve beslenmeleri için Ağrıda ki evler arasında paylaştırıldı.”
Bu çatışmalarda 25 er kaybolur veya öldürülür. 4 asker yaralanır bir hafif makinalı tüfekle, bir
telefon da direnişçilerin eline geçer.
Bölgede pek çok yerde eylemler sürdürülürken, İhsan Nuri;”Hesenilerin eski liderlerinden Fettulah Bey’ in oğlu Sevdin Bey, birkaç: yiğit süvari ile Malazgirt ovasına giderek özgürlük ateşini buralara da sıçrattı.” demektedir.
Sürbehan ve Norşin karakol baskınlarının Genel Kurmayı son derece rahatsız ettiği anlaşılmaktadır.
“Alınan bütün tedbir ve tertiplere rağmen büyük çapta olmasa da yer yer eşkıyalık olayları devam etmekte idi. 29 Haziran 1930 saat 02.45 sıralarında 200 atlı, 80 yaya olduğu tahmin edilen bir eşkıya grubu Sürbahan ve Norşin karakollanna baskın yapmışlar ve bu baskında biri ağır, üçü hafif olmak üzere dört yaralı verilmiş, 25 er de kaybolmuş, bir hafif makineli, iki sandık cephane, iki hayvan ve bir telefon cihazı asilerin eline geçmişti. Bu olaydan haberdar olan Genelkurmay Başkanlığı l Temmuz 1930′da verdiği emirde:
“Sürbahan ve Norşin baskınını ve sonucunu pek esef verici buldum. Bu durum, Kürtlerin askerlerimizi öldürmeyecekleri ve teslim olduklarında kendilerine silâh atılmaması hakkındaki propagandalarının semere verdiğine bir delil teşkil edeceği gibi cüzî bir mukavemet karşısında kalacak diğer kıtalar için de pek feci sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle böyle adi birkaç eşkıya baskınına uğrayacak kıtaların son nefesine kadar silâhını terk etmeyerek savunmaya devam etmesini ve en küçük bir ihtimali görülenlerin çok şiddetli ve cezri bir surette cezalandırılmalarını ve bu emrinin bütün kıtalara tamimini ister ve 9. Kolordu Komutanlığından bu kıtanın baskına uğramamak için neden tertibat almadığının ve her ne pahasına olursa olsun baskına uğrayan karakollara niçin yardım edilmediğinin, baskına uğrayan karakollar erlerinin kamilen mi, yoksa kısmen mi kaybolduklarının ve müsebbiplerinin tahkiki ile isimlerinin bildirilmesini ve yapılacak takip harekâtında bazı köylerin geçen ayaklanmada olduğu gibi kıtalarımızın yan ve gerilerindeki sırtlan tutarak bağırıp çağırma ile ve ellerindeki birkaç silâhı da ara sıra kullanarak şaşkınlığa ve müessef olaylara sebep olmaları için kıtaların bu bakımdan da aydınlatılması ve yukarıda söylendiği üzere son nefese kadar eşkıya üzerine saldırmak fikrinin her Türk askeri için bir gaye olması hususunun sağlanmasını rica ederim” demekte idi.
Bu olaydan sonra Nadir Bey;

Bir yıl önce şehit edilen Yusuf, Afit, Süleyman ve Gefo’nun saklandıkları yeri ihbar edip, kendiside saldırıya katılan Milis Mıhemede Haci Ali’nin Aktepe köyünde olduğu haberini alır.Nadir bey” in üstünde bir subay elbisesi vardır. Kendisini yüzbaşı olarak tanıtıp, Mehmet é Haci Eli’nin bulunduğu evin kapısında kendisine seslenerek dışarı çıkmasını söyler. Yüzbaşının kapısına gelmesinin heyecanıyla dışarı fırlayan Milis’i öldürmek için silahlarına Davranan yanındakilere müdahale eden Nadir bey, onunla hesabı olan benim kimse karışmasın diyip müdahale eder. Tüfeği milisin ağzında dayayıp ateş eder. Silah sesinden ürken at Nadir Beyle birlikte kışlık buğdayların muhafazası için açılan kuyuya düşer. Daha sonra kuyudan güçlükle çıkan Nadir Bey, Milisin öldüğünü sanıp yola devam eder. Oysa milisin ağzına sıkılan kurşun yanağından çıkmış ve sadece yaralanmıştır. Sağ olduğu sürece yama1ı yanağı ihanetinin kanıtı olarak kaldı.
9. Kolordu Genel Kurmay Başkanlığından aldığı emir ve direktiflere uygun olarak 2 Temmuz 1930 da harekat emrini verdi.
Patnos bölgesinde:
Eşkıya Körhüseyin ve Eminpaşaoğullan idaresinde 350-400 kişi olup Sofu -Kâni-Yukan zomik-Çakjrbey-Gürgüre-Haçlı-Koru-Harabe-Kürk-Çavuş köyleri ile çevrili olan saha dahilinde bulunmaktadır. Bu köyler ve bu saha dahilindeki bütün köyler eşkıyaya katılmışlardır.

Taşburun ve Başkent çatişmalari:
Burna Sor ve Buruna reş’teki savaşlardan iki gün sonra direnişçiler, Ağrı’nın kuzey-doğusuna ve İğdır ovasının doğusuna düşen, Aralık bölgesinde ve Sovyet sınırına çok yakın olan BAŞKEND şehrine girip burayı işgal ederler. Nahiyede bulunan askerler şehri terk edip, kaçmaya başlarlar peşlerine düşen direniş güçleri 150 kişiyi esir alırlar. Çatışmalarda çok sayıda asker de yaşamını yitirir. Geri kalanlar ise, Aras nehrini geçerek Ruslara sığınırlar. Ruslar, askerlerin peşle-rinden gelen direniş güçlerine ateş açarak askerlere yaklaşmalarını engellerler, iki gün sonra da silahları ile birlikte Markat köprüsünden geçirerek Iğdır’a ulaştırırlar. Nahiye halkı Türkçe konuştukları halde direnişçileri sevinçle karşılar. Burada hükümet konağına asılı Türk Bayrağı indirilerek yerine Kürt Bayrağı asılır ve altın da kurban kesilir..

Bu arada Başkente yardım gelmesini engellemek için, Emeré Besé ile Van’dan gelip Kelturilerin içine yerleşen Mele Hüseyin, Iğdır-Başkent yolunu kapatır, başkentte sekiz saat süren çatışmalarda yaralanan askerlerin çoğunun tedavisini bizzat ihsan Nuri yapar.

Başkent savaşlarında Aslen İran’lı olan fakat daha sonra İran’a küserek gelip Ağrı Dağı’nın batısına yerleşen kızılbaşoğlu aşireti reisi Abdullah Xelef direnişçilere destek olur. Ömere Bese’nin ile birlikte direnişçilerin Başkentle uğraşmaları esnasında Türk askeri güçlerince ele geçirilen taşburun karakoluna saldırırlar.
İhsan Nuri Anlatoyor;” Türkler burada çok miktarda asker bırakmışlardı. Ben ve Bro Heski de o tarafa gitmiştik. Ömere Beşe Türklerin üzerine kahramanca saldırarak, onları çadırlarından çıkardı. Fakat ne yazık ki, bu çatışmanın töz dumanı içinde.bir kurşun bu kahramanın göğsüne değerek, onu Kürtlerin özgürlük şehitlerinin arasına kattı. Kürt savaşçıları savaştan çekilmeyerek, Türklerin elinden birkaç tepeyi aldılar. Daha sonra, İğdır’dan yük arabaları ile gelen Türk yardım kuvvetleri yetişince savaşçılarımız mecburen geri çekildi. Bizim kaybımız çok azdı.”

About these ads
4 Yorum leave one →
  1. Aralık 20, 2009 9:27 pm

    Bilgi için teşekkürler

  2. izzet permalink
    Temmuz 15, 2010 3:04 pm

    ben rahmetli brez GEFO nun torunuyum dedemle gururduyuyorum MEKANI cennet olsun şeyh sait adnan menderes gibi onlarada haksızlık yapıldı isyana sevk edildiler….

  3. DOĞUKAN permalink
    Temmuz 15, 2010 3:06 pm

    xudaye teala mekanewan tıxe cenet

  4. NAİF KARABALIK permalink
    Nisan 4, 2011 10:40 am

    1925 TEN SONRAKİ VE BUGÜNÜN DEVLETİN BİLİNÇLİ TEŞVİKİYLE YAPILMIŞTIR.GEFO VE HÜSEYİN PAŞANIN ÇOÇUKLARI HİÇ BİR SUÇU YOK İKEN DÜNKİ MİLİSLER BUGÜNKİ MİLİSLERİN HATALARINDAN DOLAYIDIR ALLAH MEKANLARINI CENNET ETSİN…GEFONUN TORUNU

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: